The Disaster Artist..

Başıma bir şey gelmeyecekse, naçizane The Disaster Artist yorumuma başlıyorum. Ancak delicesine hayran olanları ve imdb puanını tavan yapanları bir kenara alalım lütfen. Zira ben beğenmedim :( Çok uğraştım, çok denedim ancak olmadı. Ve işin fenası, kendimi böyle demekten uzak tutarım genelde ancak yapacak bir şey kalmadı bu sefer. Ve ve hemen de iki noktanın altını çizmeliyim:
Evet film, çok kötü bir filmin nasıl çekildiğini anlatan bir film. Dolayısıyla zaten amaç da kötü bir film yapmak sonucu çıkıyor. Bu noktada da film, amacına ulaşmış oluyor. Aferin, otur 10! Puanlarını da bu yüzden aldıysa, ona da diyecek bir şeyim yok. Ben de beğenmeyerek amacına ulaşma yolunda destekçisi olmuş oluyorum, oldum.
Filmin en sonunda yer alan yazılar, evet beni çok etkiledi ve pozitif yönde duygularımı, düşüncemi etkisi altına aldı. Onu da itiraf edeyim. Hoş zaten film boyunca adama çok üzülmüştüm, hayıflanmıştım; bu duygularımı da daha çok arttırdı. Yazık be adama :( Bir de hemen tam bu noktada aklıma, geçmiş yıllarda Oscar’da en iyi belgeseli kazanan yapımlardan Searching For Sugar Man geldi. İzlediğim en muhteşem belgeseldi zira (izlemediyseniz kesinlikle bakın derim). Sanki bu adamın da o tip bir belgeseli yapılabilir, onu bu filmdeki noktaya getiren yaşam da perdeye aktarılabilir gibi geldi bana. Umarım olur. Bak o yapımı çok merak ederim, kesin izlerim. Hatta filmde bahsi geçen, konuların odak noktasındaki ‘The Room’ adlı filmden daha çok heyecanlandırır beni :)
Oyunculuk anlamında çok iyiydi yorumlarına da, evet katıldığımı söyleyebilirim. Ancak tüm pozitif noktalarına rağmen benim için ıh ıh :( Sevmedim, sevemedim. Onun için karar sizin. Dilerseniz, bu ara yere göğe konamayan, ödülleri alıp gideceği söylenen filme dair kendi yorumunuzda bulunabilmek adına şans verebilirsiniz.

Popular Posts